Çocukluk ve erişkinlik dönemleri arasında yer alan ergenlik döneminde pek çok değişim yaşanmaktadır. Ergenlik döneminde bedeninin büyümesi ve gelişmesinin yanı sıra sosyal ve psikolojik gelişim de yaşanmaktadır. Bu dönem, genellikle oldukça inişli ve çıkışlı bir süreç şeklinde geçmektedir. Bu sürecin kolay ya da zor geçmesinde pek çok etken yer almaktadır.

Bireyin fiziksel ve ruhsal yapısı, gelişim sürecini önemli ölçüde etkilemektedir. Ergenin beden yapısında olan kalıcı bir sağlık sorunu, devamlı tedavi olması gerektiren bir sağlık sorununun olması, ruhsal ve sosyal olarak akranlarının daha gerisinde olma gibi sorunlar, büyüme ve gelişim sürecini farklı yaşanmasına neden olabilir. Ergenin bedensel ya da ruhsal bir sağlık sorunu yaşamasında, genetik ve çevresel faktörler rol oynamaktadır. Çevresel faktörler, doğumdan ergenlik dönemine kadar yaşanmış olan herhangi bir travma, hastalık ya da ihmal gibi geniş bir dağılım gösterebilir. Bu bakış açısıyla herhangi bir afet sonrası ya da trafik kazası gibi yaşanan fiziksel travmadan, tedavisi geciktirilen bir hastalığın sekelinin kalması gibi çok farklı olaylar yaşanmış olabilir. Ergenin bireysel yapısı bir kırılganlık risk faktörü olarak kabul edilmektedir.  

Ergenin aile yapısı da bir kırılganlık risk faktörü olabilir. Anne ve babanın, ergenlik dönemindeki çocuklarına destek olması beklenmektedir. Anne ve babanın, fiziksel büyüme ve gelişme sırasında ortaya çıkabilecek sağlık sorunları hakkında bilgi sahibi olması ve çözüm yollarını kullanabilmelerine ilişkin bilgi ve beceriye sahip olması beklenmektedir. Ailede ebeveynin kaybının olması, ebeveynlerin ayrı olması gibi aile birlikteliğinin bozulması, ergenin büyüme ve gelişme sürecinde zorlanmasına neden olabilir. Ailesinden ayrı olarak kurumlarda yaşayan ergenler de bu süreci zor geçirme riskine sahiptirler. Aile yapısı da bir kırılganlık risk faktörü olarak kabul edilmektedir.

Ergenlik dönemi, 10-19 yaşlar arasında olup örgün eğitim dönemine karşılık gelmektedir. Bu süreçte ailenin yanı sıra okulun da ergenin büyüme ve gelişmesi sürecine önemli katkısı olmaktadır. Ergenlik döneminde okul yaşamı dışında olan ergenler, aynı süreci yaşayan diğer ergenlerle etkileşim halinde olmamaktadırlar. Okul yaşamı devam etmeyen kız ve erkek ergenler bu süreci genellikle erişkinlerle birlikte yaşamaktadırlar. Okula devam etmeyen ve evde oturan ya da çalışma yaşamında olan ergenler kırılganlık risk faktörlerine sahiptirler. Evde oturma sürecinde eğitim kurumlarındaki bilişsel gelişim olanaklarından yararlanamamanın yanı sıra ev ortamındaki olanaklar çerçevesinde ruhsal ve sosyal gelişim sağlanabilir. Bu süreçte ergenlik dönemi olan evlilik, kız ergenin “evli kadın” rolüne iten önemli bir sosyal risk faktörüdür. Çalışma yaşamında yer alan ergenler ise, erişkin yaşam tarzına kendi gelişimlerini tamamlayamadan katıldıkları için “sağlıklı büyüme ve gelişme” süreci yaşayamama riski altındadırlar. Çalışma yaşamında olan okul yaşamı dışında kalmak önemli bir kırılganlık riski olarak kabul edilmektedir.

Toplumdaki sosyal ve ekonomik eşitsizlikler, ergenleri de etkilemektedir. Ekonomik olarak güç koşullarda olan ailelerin ergenlerin büyüme ve gelişme süreci için olanakları sağlamakta yetersiz kalmaktadırlar. Ergenin büyüme ve gelişmesi için sağlıklı beslenme, fiziksel olarak aktif olma, yeterli uyuma ve yaşama koşulları, ruhsal ve sosyal gelişimi için sanatsal ve kültürel etkinliklere katılma olanaklarına sahip olması önemlidir. Ailenin ve toplumun olanaklarının yetersiz olması, ergenin büyüme ve gelişmesinde eksikliklerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu yetersizlikler hem fiziksel büyümeyi hem de ruhsal ve sosyal gelişimin istenilen düzeye erişememesine neden olabilir. Ailenin ve toplumun ekonomik koşullarının yetersiz olması önemli bir kırılganlık risk faktörüdür.

Toplumlarda farklı sosyal yapıda alt topluluk grupları bir arada yaşamaktadır. Bu gruplar arasında göçmenler, mülteciler, farklı din inanışları olanlar gibi farklı siyasi ve sosyal olabileceği gibi, farklı cinsel yönelimleri, beslenme ve yaşam tarzı farklı olanlar da bulunmaktadır. Toplumun üst şemsiyesi altında her bir alt grup kendine ait sosyal norm ve değerleriyle yaşamlarını sürdürmektedirler. Toplumun genel yapısı içinde yer alan farklı bakış açıları ve yaşam tarzına sahip olan kişilerin barış ve birliktelik içinde yaşaması istenmektedir. Ancak, toplumun farklı katmanları arasında çatışmalar yaşanabilmektedir. Toplumun genel norm ve değerlerinden farklılıkları olan grupların ayrımcılık yaşaması söz konusu olabilmektedir. Toplumun içinde farklı sosyal ve kültürel yapıya sahip olan, farklı bakış açılarına sahip olan ergenler de önemli bir kırılgan grubu oluşturmaktadır. Bu gruplarda yer alan ergenler eğitim ve sosyal olanaklara ulaşamamakta; dolayısıyla sağlıklı büyüme ve gelişme sürecinde güçlükler yaşamaktadırlar.

Kırılganlık riski altında olan ergenlerin, sağlıklı büyüme ve gelişme süreçleri olumsuz olarak etkilenmektedir. Büyüme ve gelişme sürecinin olumsuz ilerlemesinin yanı sıra sağlık sorunlarına neden olabilecek yaşam tarzı davranışları kazanma riskleri bulunmaktadır.  Kırılganlık riski altında olan ergenlerin sigara, alkol ve madde kullanma, suça sürüklenme, ihmal ve istimarla karşılaşma olasılıkları sağlıklı bir ailede yaşayan ergenden çok daha fazladır. Toplumun görevi, kırılgan ergenleri benimseyerek, onların “sağlıklı büyüme ve gelişme” hakkına erişmesini sağlayarak ve bu risklerden korumak olmalıdır.

Kırılganlık zayıflık değildir?

Kırılganlık bir zayıflık değildir; aksine, bir bireyin içine doğduğu veya yaşamı boyunca maruz kaldığı koşulların yarattığı bir hassasiyet durumudur. Kırılganlık riski altında olma, ergenlerin bireysel tercihleri değildir. Ergenin fiziksel ve ruhsal yapısındaki sorunları, aile birlikteliklerinin bozulmuş olması, ergenin eğitim kurumlarına ulaşamaması ve toplumdaki alt gruplardan birinde yer alma gibi kırılganlık oluşturan durumların oluşmasında pek çok faktör vardır.

Bu faktörler bir araya geldiğinde, ergenin omuzlarındaki yük artmakta ve sağlıklı gelişim yolu engellerle dolmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki:

  • Sorumluluk Toplumundur: Ergenin bu risklerle tek başına mücadele etmesini beklenmemelidir. Destekleyici politikalar, kapsayıcı eğitim modelleri ve güçlü bir sosyal devlet yapısı bu kırılganlıkları azaltacaktır.
  • Kırılganlık Potansiyel Taşıyabilir: Doğru destek ve güvenli bir ortam sunulduğunda, kırılganlık olarak görülen bu hassasiyet; derin bir empati yeteneğine, dayanıklılığa ve yaratıcılığa dönüşebilir.
  • Etiketlemek Değil, Anlamak: Bir genci “kırılgan” olarak etiketlemek onu güçsüz kılmaktadır; sadece toplumun ona olan borcunu, yani ona eşit fırsatlar sunma yükümlülüğünü hatırlatır.

Sonuç olarak, kırılganlık bir kişilik kusuru değil, çevresel etkilerin toplumsal bir ayna haline gelmesidir. Bir ergenin omuzlarındaki kırılganlık yükünü hafifletmek; sadece o gence yardım etmek değil, toplumun temelini sevgi, saygı ve hak ekseninde yeniden inşa edilmesinde önemli bir adımdır. Bunun için;

  • Hak Odaklı Yaklaşım: Eğitim ve sağlık hizmetleri, her gencin doğuştan gelen bir hakkı olduğu gerçeğinin benimsenmesi.
  • Bütüncül Destek: Aile birliğinin korunmasından, hukuki yapının iyileştirilmesine kadar tüm sistemlerin gencin etrafında güvenli bir ağ örmesi.
  • Sevgi ve Saygı Kültürü: Sosyal normların dışlayıcı değil, farklılıkları kucaklayan ve bireyi olduğu haliyle onurlandıran bir yapıya evrilmesi.

Geleceği sağlamlaştırmak, ancak hiçbir gencin geride kalmadığı, kırılganlıkların zayıflık olarak görülmediği ve her bir hassasiyetin toplumsal bir zenginliğe dönüştüğü bir dünyada mümkündür. Biliyoruz ki; bir gencin yolundaki engelleri kaldırmak, aslında hepimizin yürüyeceği yolu aydınlatmaktır.